thereisabut4everything

her şeyin bir şeyi var canım!

Vakit tamam.. 24 Ekim 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 03:41
Tags: , , ,

Zor günler bunlar.. yaşamanın belkide nefes almanın zorlaştığı günler. Yaşadığımız yerin cehenneme döndüğü.. Çözüme ulaşamadığımız şeylerle mücadele etiğimiz. Artık sinirlerimizin dayanmadığı.. Zor günler bunlar.. Elimizi kolumuzu bağlı hissettiğimiz.. Üst üste gelen her felaketle beraber sesimizin dahada kesildiği..

Önce aileler var.. Çocuklarını vatan görevi için gönderen ama ardlarından döktükleri su kurumadan felaket haberi  alan.. Bunun için döktükleri durdurulamaz gözyaşları var.. Telafisi yok.. Ölümün soğukluğunun kayıp bedenlerle hissedilmesi var.. Arkasından yok olan bir şehir.. Beton yığınlarının ardında yok olan hayatlar.. Yine elimizden sonrasında bir şeyin gelmediği.. Tanrı’dan gelmeyen kulların hatası.. Deprem Tanrı’dan gelmez dostlarım.. doğadan gelir, ona bakamadığı için aslında insandan gelir.. Bir bakıma insanların kendi kendilerini ölümünü hazırlamasıdır.. Yanlış yapılan, kaçak yapılan betondan gelir.. Öncesinde çaresi vardır sonrasında telafisi yok.. Arada deprem için ne yapalım Tanrı’dan geliyor dediklerini duyarım sonra düşünürüm bu kadar mı basit suçu bir varlığa yükleyip içimizi rahatlatmak.. Kötülük insandan gelir.. Başka hiç bir varlıktan değil.. Kaliteli, sağlıklı, barış içinde yaşamak bu kadar mı başkalarının elinde? Kendimizi bu kadar mı başkasına teslim ediyoruz… Ölüm başkasından gelir..

Zor günler bunlar.. artık bilinçlenmemiz gerektiğini fark ettiğimiz.. İnsana insan değeri vermemiz gerektiğini anladığımız.. Önemli olanın ne olduğunu düşünmeye başladığımız.. Yüreklerimizin üst üste defalarca yandığı.. Beni bilen bilir dostlarım aslında çok neşeli biriyimdir.. Klavuzum meleklerdir ve hayatı da pek ciddiye almam.. Son günlerde yaşadıklarımız beni bile yıprattı.. konuşmaya halim, anlatacak dilim kalmadı.. Düzeleceğine de umudum.. İnsan değerini bilmeyi öğrenemiyoruz ve ben her defasında neden yapamadığımızı sorgulayıp duruyorum.. Elalem bir tek kişi için dünyayı ayağa kaldırıyor ve biz son 1 ayda kaybettiğimiz can sayısını hazmetmeye çalışıyoruz.. Anlamıyorum neyi anlamadığımızı anlayamıyorum.. Engel olabilecekken yapamamamızı anlayamıyorum.. Acımız büyük dostlarım, kayıp çok.. Vakit tamam..

 

Instagram Sorunsalı.. 25 Eylül 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 05:24

Çok takıldığım bir konu var.. Bugün bunun hakkında yazmak ıstedım. Sizce fotoğraf sanat mı? Neyi çeken adama fotoğraf sanatçısı deniyor ya da? Aslında günümüz gelişen teknolojisiyle herkes kendini fotoğrafçı zannetmeye başladığı için bu konuya takıldım. Kım tam olarak bu fotoğraf sanatçısı dedıklerı? Daha önce yazılarımda bahsettiğimden bilirsiniz, bu işe çook çook meraklı bir çömezim.. Çok uzun zamandır elimde makine var ve bu işi bir meslek olarak yapamadığım için hala üzülüyorum. Lakin içimde bir hüzünle beraber bir merakta var. Ne yapınca fotoğraf sanatçısı olunuyor? Bu işi meslek olarak yapamadığıma göre, eğer bana sanatçı demelerının bır yolu varsa ordan gidiyim dedim de  ondan bu tiyo almaya çalışmalarım.

Şimdi efeniim.. malumunuz teknoloji geliştikçe gelişiyor ve buna bağlı olarakta anı dondurduğumuz makineler açtıkları çığırlara doymuyorlar. Benim eskime gidersek önce filmli makineler, banyo süreçleri, karanlık odalar vardı. Siyah beyaz film diye ayrı bir sey vardı oysa şimdi bir fotoğrafı siyah beyaz yapabilmek nerdeyse bir saniye sürüyor.. Her şey o kadar digitalleşti ki.. Uçuk makinelerden sonra nerdeyse kullandığımız her alete birer fotoğraf ayrıntısı iliştirildi. Şimdi fotoğraf çekmek için bir makineye bile ihtiyaç duymuyoruz. Her şey çıldırdı, evet böyle diyebiliriz. Bir kaç yıl önce, Iphone diye insan icadı oldugundan şüpheli olduğum bir makine çıktı , sizi temin ederim hayvan kadar makinem nikon’dan iyi bazen. Hizmette sınır yok! Şimdi birde grafik kullananamayanlar ama isteyenler için Instagram diye bir program icad edildi ve herkes daha bir sanatçılığa yaklaştı. Bundan sonra sanki ne çeksek sanat.. Ampul çekiyorum bir filtreliyorum başka bir şey oluyor. Ne çekerseniz çekin göze hitap eden bir objeye dönüştürebiliyorsunuz. O yüzden de benim kafam karıştı, sizce hangisi sanat? Kim sanatcı ya da fotoğraf gerçekten sanat mı? Çünkü sizi temin ederim çektiğine bakıp gurur duyan insanlar oluşmaya başladı. Şimdi makine bilen yani fotoğraf çekmeyi bilen adamla sonradan ışığıyla oynayan adam arasında fark kaldı mı?

Benim bakışıma göre, fotoğraf çekmek yetenek. Fotoğraf çekmek aynı manzarayı, aynı objeyi özel bir açıdan görebilmek demek. Ben herkesin aynı göze sahip olabiliceğini asla düşünmüyorum. Evet, etrafımda buna inanmayan ve tabiri caizse dalga geçen çok insan var ama bence öyle, herkeste göz var ama herkes göremez.. Hep bir klişe vardır ya, bakmak ve görmek arasındaki farktan bahsederler. İşte bahsettiğim tam olarak o. Yine de şu an günümüz teknolojisiyle bakıldığında kavramlar çok birbirine karıştı gibime geliyor. Sanırım en çokta İnstagramdan veya benzeri programlardan sonra.. Ne biliyim biraz basite indirgendi gibi ve bu beni biraz üzüyor..  Instagram’ı suçlamıyorum sakın yanlış anlamayın. Sadece hayatında hiç makineyi eline almamış ve diyafram, enstantane, ISO.. gibi şeylerden habersiz insanların çok büyük bir iş başarıyormuş gibi davranmalarına kızıyorum biraz. Bu kadar basit olmasın.. Saygılar bizden efenim..

 

Ah şu evren dedikleri 05 Eylül 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 06:43
Tags: , , ,

Bugün size son zamanlarda hayatımıza giren yabancı kavramlardan bahsetmek istiyorum. Aslında ben cümlelerimin özne ve yüklemlerini kasıtlı olarak yanlış yerlerde kullanırım kı çok anlaşılmıyım ama bu yazının konusu ağır olduğu için buna biraz özen göstericem. Ne demiştik bugünün konusu yabancı kavramlar. Bugünlerde, eskiden duyup bilmediğimiz kavramlar giriyor hayatımıza. Evren gibi secret gibi düşünce teknikleri gibi daha önceden nerdeyse hiç duymadığımız kelime dizileri. Peki iyi de zaten son zamanlarda çok fazla popüler olmuş ve hepimizin en azından ucundan kıyısından merak edip ilgilendiği bu alanlara şu an ben neden değiniyorum? Çünkü bunun bir ama’sı var..

Öncelikle merak ettiğim şey, neden hayatla bu kadar çok problem yaşadığımız. Neden sürekli tutunacak bir şeylere ihtiyacımız var ya da bütün bu yeni kavramların eskilerinden ne farkı var? Aslında hiç.. Değinmek ve kurcalamak istediğim noktada tam burası. Bu yeni ortaya atılan evren, enerji gibi kavramların eski koca karı laflarından elle tutulur bir farkı yok. Olan bir şeyi başka bir şekilde söylediler ve nerdeyse milyarlar peşinden gitti. Doğrusu bunu yadırgadığımı söyleyemem, son moda dünya böyle. Düşünsenize dünya üzerinde ne kadar çok değişik kavram olabilir ki? Yeni dediklerimiz sadece eskilerin söyleniş şeklinin değiştirilmişi. Hayır şimdi tüm bunlara hurafe diyip kafanızı karıştırmıycam, gelmek istediğim nokta başka. Benim asıl anlamadığım bu tür şeylerin olay yaratması ve bazılarını şaşırtması değil, benım anlamadığım son zamanlarda aynı şeyi söyleyen iki kavramın birden insanları şaşırtması. Yanı daha açık anlatmam gerekirse; biri çıkıp secret dedi ve bir sürü insan ”waaaaaauuuuuw” dedi. Daha sonra biri çıktı pozitif düşünce dedi ”yapmaaa bee” dediler. Bundan sonra birileri çıkıp meleklerde var dedi ve toplum öyle çıldırdı ki tepkilerini yazamayacağım. Oysa sizinle küçük bir sır paylaşmam gerekirse söylemek isterim ki zaten bütün bunlar yüzyıllar önce her din indirildiğinde ayrı ayrı bilinmekteydi ya da bilinmeliydi. Yok yok kısa kesmeyeceğim. (Türkçe’ye bak be! : )) Doya doya anlatacağım tutmayın beni.

Bu işin benim bildiğim başlangıcına dönersek sanırım secret’a gitmek gerekir. Yıllar önce bir kitap çıktı adı secrettı ve dünyayı ele geçirmişti. Kitap küçüktü ve o kadar da kalın sayılmazdı ama etkisi büyük oldu. Bir dönem,  anlamını bilmeyenlerin bile diline doladığı bu masum kelimenin hayatımızı kurtarabileceğini falan düşünmeye başlamıştık. Kaçın o geliyoooooR.. ”SECRET”.   Peki ne diyordu? Diyordu ki, pozitif düşünün, pozitif davranın, olumlu kelimeler kullanın ve evreni yanıltmayın. O sırada bizden bir ses yükseldi, bu evrende kimdi? Mahalleden bir arkadaşımız falan mı? Sonra okudukça anladık ya da anlamadıkta kabullendık.  Evren, etrafımızda bizi duyan bize sevgi gösteren ve iyiliğimizi düşünen soyut bir alandı ve bizi şikayetçi olduğumuz her şeyden kurtarabilirdi. Bu esnada kafamızda ampuller çaktı. Acaba mı dedik, bütün bunlar doğru olabilir mi? Bir çoğumuz denedik, onunla konuştuk, kitapta dediği gibi olumsuz ekleri attık ve hayatımız değişsin diye bekledik. Bazılarımız hayal kırıklığına uğradı bazılarımızınsa hayatı değişti. (Belki değişen vardır) Sonra aynı akımı takip eden bir çok kitap bir çok insan çıktı ve anlattı. Ben hep aynı şeyi anlamadım. Bunu yani pozitif olmanız ve her şeye her zaman şükretmeniz gerektiğini, büyüklerinizden, dini kitaplardan şimdiye kadar öğrenmiş olmanız gerekmiyor muydu? Dinden örnek vermek gerekirse, müslümanlık isyan etme dua et temelli değil midir? Ne oldu da şimdi uzayı keşfetmiş gibi olduk? Anneniz size küçükken büyük konuşma başına gelir demedi mi hiç? Ya aglamak ağlamayı getirir derler hep.. Evet sanırım şu an neyden bahsettiğimi anladınız.  Bütün bunlar yani kitaplarda bahsedilenler zaten hayatımızda bilinçsizce var olan şeyler. Bunun kitaplarla farkına varılmasının sebebi de benim her zaman takıldığım, hayatımız üzerine hiç düşünmeden yaşıyor oluşumuz.

Size neden bu konu üzerine yazdığımı da anlatmam gerekirse, geçen gün bir arkadaşım bu konuyla ilgili yazan yeni bir yazarın bir kitabından bahsetti. İnanın bana gözlerindeki ışığı gördüm, aydılanmıştı.. Bu konuyla ilgili bütün yazılan ve bundan sonrada yazılacak kitaplar aynı şeyden bahsedecek. Şu an popüler olan meleklerle ilgili kitaplarda  öyle. Bu hayatta tek sır var o da yaşamanın hayatı hafife alan insanlar için daha kolay olduğu. İyi düşünürseniz mutlu bir insan olursunuz ve mutlu olursanız hem insanlar hem melekler hem Tanrı size daha kolay yardım eder. Kendinizi ne kadar kapatırsanız o kadar karanlığa düşersiniz. Zorlaştırmayın kolaylaştırın. Ağlamayın her tersliğe gülün. Uzun sürse bile bir süre sonra onlar da size gülücektir. Unutmayın tüm dinlerde yeri var, melekler ucabılırler çünkü onlar kendilerini hafife alırlar. İsyan etmediğiniz sürece her şey çok kolay.

 

Ciddiyetsizlikle.. 21 Ağustos 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 04:57
Tags: , ,

Uzun zamandır bir şey arıyorum. Hayır, ne olduğunu bilmiyorum.. Zaten neyi aradığını bilsen aramazsın kı bulursun.. Arayan bulur derler ya hep, arayan bulur.. İşte ben onu arıyorum yanı bulamadığım bir şeyi.. Denedim, senelerce her şeyi, her yöntemi.. Yok.. olmadı, bulamadım.. Doğru söylüyorsunuz, neyi aradığını bilen insanın önünde kimse duramaz diye.. İşte ben neyi aradığımı bilmiyorum daha çok. Okuyorum, yazıyorum, çiziyorum.. Hep buldum sanıp her defasında başa dönüyorum.. Hayır, okuduğum tonla kişisel gelişim kitabı kar etmedi. Bu kadar zamanda anladım ki, sizle beraber insanlarda değişmiyorsa değişmenizin bir anlamı yok. Siz kavrayıp onlar kavrayamadığında ya deli olursunuz ya da değişik.. Değişimle beraber etrafınızıda değiştitircek gücünüz varsa belki bir işe yararsınız.. Dedim ya ben daha aradığımı bulamadım..

Aradım.. tanımadığım adamlarda.. tanımadığım hayatlarda.. göz yaşlarımda.. Tanrı’da.. Her deliğe baktım dememe çeyrek kala.. Aradım.. çoğu zaman bana kara delik gibi gözüken boşluklarda.. Durmadan döndüğüm kararlarımda.. Sahi siz bilir misniz neden karar alırız? Hiç uygulayan oldu mu aldığı kararları.. Evet, itiraf etmeliyim dostlarım ben kararlarımı hep dönmek için alırım.. Kapıdan bakarım, içerdeki sevimsiz, soğuk kalabalık hoşuma gitmez genelde ve voltamı alırım.. Ben kararlarımı değil de onlar benı uygular genelde. Bır tek teoride güzelim ben, bilirler uygulamam kötü.. Sağlamamı ne zaman yapsalar gidiş yolundan puan kırılır.. Puan kırmamak ıcın görmezden gelirler.. Birde öyle bir geyik var değil mi? Bu toplumda değişik insanları ya bir kalıba sokarlar ya da görmezden gelirler. Oysa bilirler ilerde baş etmeleri gereken biri çoktan doğmuştur ve artık kürtaj için çok geçtir. Düşünce kürtajı diye bir şey var bana kalırsa bu dünyada.. Düşünceyi daha ceninken öldürmeye çalışmaca.. Bakışlarla, sosyal baskıyla, cesıtlı damgalamalarla. Sindirmeyle, cezayla.. Yılanın basını yokken ezme mantığıyla.. Elbet bilirler bir hayalle baş etmeye çalıştıklarını ama bu kimin umurunda.. Ne var bılır mısınız dostlarım, benı anlamadığınızı ıyı bılırım.. Gelip gecerken bır ayyas takılır belkı umutlarıma oturup hayallerimizi içeriz diye bütün bu yazdıklarım.. Dedim ya sadece ararım.. Belki bundan sonra gideceğim tüm ülkelerde tüm düşüncelerde tüm tanımadığım ve benı tuhaf bulucak ınsanlarda.. Gece eve dönmeden önce iki tek atarım bahanesiyle girdiğim barlarda.. Barmen’ın hardal rengi lekeli gömleğinde.. Kayıp bakan ela gözlerinde.. Garip hatunsun cümlesinde. Israrla istediğim değilde kendi istediği içkiyi vermesinde.. Benim bunu sessizce her defasında kabullenmeme ragmen her seyı hep bastan yasayısımızda..

Ben hep gitmek isterim dostlarım, hep aklımda.. her gün giderim aslında her doğan günde.. Düşlerimde, yazdıklarımda, çizdiklerimde.. Hep gittim sandılar hep gittim çünkü.. Başkalarının hayatlarından.. Başkaları benım hayatımdan. Kalırım  diyene aldanmadım dostlarım, ben hep bildim. Hangımız kalabılıyoruz kı bu dünyada ölüm var oldukça? Hayatlarımızda bu kadar agır bır gercek varken nasılda komık gelmıyor mu kulağa.. Üzüldüklerimiz, düşündüklerimiz.. Hiç olmıycakmıs gıbı yasarken kendımızı hırpalayısımız.. Ölüm varsa bız yokuz her defasında. Bıze emanet edılen bedenlere ezıyetten baska nedır kı üzüldüklerimiz.. Oysa ciddiyet olmamalı hayatlarımızda.. Her sey olması gerektıgı ıcın, olması gerektığı gıbı.. Ciddiyete karsıyım ben.. Hep davet edıyorlar daha hıc ıcabet edemedım.. Bazıları kızıyorlar bunun ıcın.. Ölüm haberı bıle veremıyorsun dıyorlar.. Ölüm ciddi bır sey mı kı dıye soruyorum. Son mu baslangıc mı bılmedığın bır seye üzülüp duruyorsunuz.. Bılırım, cümlelerimi hep genclığıme verıyorsunuz.. Oysa zaten hep cocuktum ben.. Daha hiç ergenliğim olmadı. Olgunluğum da öyle.. Hıc hanım olamadım, koca kadın da öyle.. Ciddi olamadım hayatımdakı hıc bır adamla, hep davet ettıler ama hıc gıdemedım.. Bazıları bana cok cıddı geldıler. Oysa bılır mısınız aa dostlarım benım en yakınım melekler nefret ederler bunun kelımesınden.. Ciddi olan hıc bır seyın yanına yanasmazlar.. Bakarlar kım eglenıyorsa onun omzuna konuverırler.. Inanmadınız bana bılırım ama kım demıs kı denemesı parayla? Bır sonrakı yazıma kadar kendınıze cıddıyetsızlıkle bakın.. Bır deneyın her seye gülmeyı bakın ne kadar güzelleşiyor arayışınız bıle..

 

Alkol hep yalan.. 14 Ağustos 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 03:55
Tags: , , ,

11 ayın sultanı kutsal ramazan.. Bu ayı severım, büyülü gelir bana.. Nedense hep sevgiyi, beraberliği hatırlatır.. Pek içine dahil olmasam da uzaktan izlemeyi severim insanları.. Bütün gün  aç durdukları için  saygı duyarım ve hareketlerime dikkat ederim. Peki ben bu yazıyı ramazana olan saygımı dile getirmek için mi yazmaya başladım sizce? O zaman bunun ama’sı neresinde? Bu yazıya başladım çünkü bu ayda hissetiğim bir eksiklik var. Farkettim ki biz gençler bu zaman diliminde hiç eğlenmiyoruz.. Neden mi? çünkü alkol almıyoruz. Baştan söyliyim alkol almanın günah olduğunu düşünmüyorum yani ramazan dışında aktif bir içiciyim. Her şeyin bir mantığı var, alkol haram çünkü vücuda yanı senın gecıcı olarak kullandığın bedene zararı var. Tabi bana göre bu demek değil ki ölçüsünü bilip kendine zarar vermiycek kadar içemiyceksin. Kendini bildikten sonra hiç bir şeyi yapman yasak değil fikrimce. Bunun dışında ülkenin yarısı  aç dururken yanı ramazan ayında içmekse tam bir saygısızlık gibi gelir bana ve hem bu yüzden hemde bedeni dinlendirmek için bu ay içmem.

Hikayeye biraz uzatarak başladım çünkü düşüncemi bilin istiyorum. Asıl soruna gelirsek, benim takıldığım bir şey var. Biz gencler neden alkol almadığımız zaman eğlenemiyoruz? Siz eğlenebiliyor musunuz? Geceleri boş boş oturan ve kelimelerin tükendiği yerlere gelen bizlerde mi sorun var? Yok yok çekinmeden söyleyin, yüzümüze gerçekleri vurabilirsiniz. Belki hata bizdedir. : ) Acaba diyorum alkol aldığımızda kendimizi daha mı rahat ifade ediyoruz da buda bizim eglenmemizi sağlıyor? Neden alkolsüzken asık suratlıyız mesela? Tabi bu dediğim herkes için geçerli diyemem ama gençliğin bir kısmı için alkolün yeri çok büyük. Oyunlara bile akol değmiş her yerimizden geçiyor bu meret.. Dolayısıyla yokluğunda da ne yapıcağımızı şaşırıyoruz.. Eğlence anlayışımız gün geçtikçe daha çok alkolle bağdaşıyor. Akşamları aynı insanlarla görüşseniz bile bir yerlere gitmenin  zevki yok çünkü bir yere giderken genelde içmeye gitmişsiniz kalan 11 ay.. Bilmiyorum bu bana neden bu kadar dokundu ama dokundu işte. Alkolik değilim ama her yemek yediğimde şimdi şarabım olsaydi diye aklımdan geçiyorsa yalnız değilim demektir. Ben biriyle yaşıyormuşum şimdiye kadar da haberim yokmuş. Şu an yaptığımız her planı ama her planı ramazan sonrasına atıyoruz öyleki canımız bir şey yapmak istemiyor.

Bilemedim ben şimdi bunun suçlusu kim veya var mı? Bu meretin hayatımızın bu kadar içinde olması ve bizi bu kadar ele geçirmiş olması iyi mi yoksa kötü mü? Eskiden onsuz bir hayatımız var mıydı ve nasıl eğleniyorduk? Dost meclislerindeki sohbetlerde ne dönüyor? Hayatında hiç içmemiş insanlar neler yapıyor? Bunlar hep kafamda deli sorular.. Alkol hep yalan mı?

ps: O masaları geri koyun son 15 günüm : )

 

Bu Kimin Yanlışı? 27 Temmuz 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 01:54
Tags: , , , ,

Size iki sevimli sorum var. Son zamanlarda başımızı bu kadar ağrıtan şike soruşturması sizce bu hayatın kaçta kaçını oluşturuyor? Peki babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendı? Babam pasta yapmayı bılmez kı! Kaçınızınki biliyor? Bilsin ister miydim? Nasılsa yiyemem ki.. Bu böyle gider.. Başa dönmem gerekirse, şike olayı hayatınızın kaçta kaçını oluşturuyor.. Aslını bılemdığımız bır olay ıcın günlerdir insanların kafa yordugu bır yerde yasıyorum ben. Bılmıyorum ama düşünüyorum kı olay şikeden ibaret değil ancak tartışılan tek konu o.. Fenerbahce’nın ligden düşmesi hayatınızın ne kadarı mesela? Muhtemelen erkeksenız daha fazla.. Hayatımızdan ne götürür ve bıze ne kazandırır.. Benım hayatımdan bır sey götürmez, lig bıraz fazla heyecansız ve kavgasız olur ama onun dışında pek umursamam. Sadece hukuksal bır süreç olduğu için ve emsal karar çıkacağı için ilgileniyorum. Yinede düşünüyorum tabi,bir takım ve yıllardır bılınen olaylar ortaya cıkınca nasılda mide bulandırabiliyor diye. Hayatta her şey bu şekilde işliyor farkında mısınız? Yaşadığınız her şeyi aslında üzerini örterek yaşıyorsunuz. Kimse bilmezken sorun yok, birileri öğrenince sorun çok! yanı hıc bır sey ılk biz yapmaya başladığımızda ahlaksızlık değil insanlar öğrendiğinde ahlaksızlık. Zannedıyorum norm karmaşası dedıkerı ya da dedığım sey bu.

Hayat bu ve yasarken her türlü şeyi yapabilirsiniz. Kaçırırsınız, aldatırsınız, kaçınırsınız.. Aklınıza gelen her türlü ahlaksızlığı yaparsınız, zaten siz yaparken de adı ahlaksızlık değildir. Başkası, yanı cevrenızden bır kısı bunun yanlış olduğunu söylerse o zaman işin boyutu değişir. Doğru mu? Sizce? O kadar yazı yazdım eminim önceki yazıları okudugunuzda benım düşüncemi tahmin edebilirsiniz. Yanlış mı? Neye göre, kime göre? Sahi bizim doğru dedıklerımız neyın, kımın dogruları.. Muhtemelen toplumun. Pekı toplumun hangı kesımıne göre hareket edebiliceğimizi kestirebiliyor muyuz? Öyle bir lüksümüz var mı? Şike kime göre yanlıs? Kanına göre.. Kanun ne zamandan beri bunu söylüyor? Yanlışsam bağıslayın ama sanırım bir yıldır. Güzel.. Öncesinde neydi? Doğru mu? Hakkanıyet ılkesıne göre hayır ama kımse bılmıyordu kı, ne zararı var? Yanlış anlamayın, hıc bır seyi aklama çabam yok zaten bahsi gecen takımla bir ilgimde yok ama bu olaydan çıkarak düşünmeye başladım, hayatı doğrular ve yanlışlar diye ayırarak yaşıyoruz ve çoğumuz bunun üzerinde hiç düşünmediğimizden nede yaptığımızı bilmiyoruz. Herhangi bir şeyin yanlış olduğunu hıc bır zaman birey tek başına belirleyemez. Kanun belirler, toplum belirler ama insan değil. İnsan çalsa da, kaçsa da, şike de yapsa doğru yapıyordur ama evet başkalarının yanlışını.

Geçen gün bir arkadasımla sohbet ederken bir söylediğime sence yanlış değil mi dedi. Hayır bence doğru ve ben hep doğru bildiğimi yapıyorum. Onun yanlışı haklı. Galiba bu hayata başlarken yanı aklımız ermeye başladığında karar vermemız gereken yegane sorulardan bırıde bu; kımın doğrusuna göre yaşıyacağız? Benim yaptığım yanlış ne zaman bir başkasını ilgilendirir, onun hayatını karıstırdıgı zaman. İki kadın bir adam var. Adam evli başka bir kadını sevdi kaçtı. Olay doğru mu? Hep bir ağızdan: YANLIIIIIŞ!! Size göre.. Birde diğer kadına göre ama o haklı çünkü onun hayatını etkiledi. Peki bizde herhangi bir kaşıntı yaptı mı? HAYIIIIIIR! Pekı hala neden müdahale edıyoruz cünkü yanlış ve bunun yanlış olduğu bize öğretildi. Belki adam acı cekıyordu, cok mutsuzdu ve bir sürü aksilik vardı. Bizi ilgilendirmez, acıklamalar kimin umurunda. : ) Adam senelerce sakladı o zaman yanlış mıydı? Hayııııır, cünkü o zaman biz bilmiyorduk. Gizli yaptıgınız hıc bır sey yanlış değidir sadece ortaya çıktıklarında onlara yargılar yüklenir. Senelerdir şike yapılır ve bunu tahmın edıyorum kı coğunuz gizliden gizliye bilirdi. Kimsenin sesi çıktı mı? Hayıır..  Şimdi ortaya çıktı ve herkes ne dedı? Yanlıış : ) Ben başkasının kuyruguna basmadan hep kendımce doğru olanı yaptım. Şimdiye kadar kimseyi dinlemişliğim yok şimdiden sonra da sanmıyorum. Bazen banada o kelımeyi kullanıyorlar ve soruyorum; aa kadın/adam bu kımın yanlısı bahsettıgın çünkü benım doğrum da..

 

Elalemin Aşkı.. 30 Haziran 2011

Filed under: Uncategorized — thereisabut4everything @ 13:03
Tags: , , ,

Elalemın derdı nasılda bütün toplumu gerdı farkında mısınız? Size şimdi gündeme bomba gibi düşen, radyolarda, sosyal medyada hıc durmadan geyiği yapılan bır ılıskıden bahsedıcem. Biraz zorlayın kendınızı ve sız bana söyleyın, sizce kımden bahsedıcem? Ali Taran, Ayşe Özyılmazel çiftinden.. Nasıl dert oldu ıcımıze öyle değil mi? Vay efendım nasıl evlenırlermıs? Hıc olmus mu bu? Etık mıymıs? Vay arkadaş ya.. Ortada var bir kadın.. Yanılmıyorsam yaşı 32.. Ortada var bir adam yıne yanılmıyorsam yaşı 60!! Sanırım ıkısının de herhangı bır zıhınsel engelı mevcut değil.. Biri çok takdır ettıgım, özendiğim bir reklamcı diğeri ise tatlı bir gazeteci.. Ikısıde görmüş geçirmiş diyebılıcegımız kadar yaş almıs..Pekı bu aklı basında ıkı ınsanın evlılıgı bızı neden gerdi dersiniz?

Yaş farkı.. Ali Taran’ın eski eşi kanser hastası.. Pekii.. Eğer ortada bir çıkar ılıskısı varsa ben onu bılebılıcek mertebede değilim ama durum benım anladığım gıbıyse yanı bu ıkı ınsan bırbırlerıne asık olmus ve bunun ıcın evlenıyorlarsa  bır gerı dur halkım!! Çok gölge edıyorsun.. Yanlış anlamayın bende ınanılmaz anlayıslı bır aıle temellı değilim. Benım cevremınde ılk tepkısı, babası ne kı kızı ne olsun oldu!! Ne kadar cirkin öyle değil mi? Önyargılarımız bize büyük büyük adımlar attırıyor. Oysa büyük konusmamak üzerine yüzlerce deyımımız var.. Yarın sızın kızınızın da arkasından derler.. Bu değilse baska bır hatası yüzünden.. Çünkü ne var biliyro musunuz? Ikı ınsan arasında mantıgın ıslemedıgı ”sevgı” denılen bır sey var.. Tabı bunun ılk formatı ”ask”tır.. Yapmam, hıc bır seyı uzaktan bakarak yargılamam.. Çok kızarım ıkkı kısının arasındakı seye uzaktan mudahele edene cok kızarım.. Bu ıkı ınsanın yasları dolayısıyla belkı evlılıklerının devam etmesı halınde gecırıcegı 10-20 sene vardır.. ama böyle bır sey olması, bızım onların bu mutlulugunu ellerınden alma hakkına sahıp olduğumuzu göstermez.. Kaçınız aşık olduğunuzda sacma sapan seyler yapmadınız kı? Hıc mantık kullananınız oldu mu? Hıc sanmıyorum.. Çünkü bu melet herkeste aynı etkıyı gösterır ve sız yas, konum, edep, adap.. bunların hıc bırıne aldırıs etmeden teslım olursunuz.. Sıze aklınızı kacırtıcak bır sey hıssettırmıstır ve bunu asla kacırmak ıstemezsınız.. Demıyorum kı aralarındakı böyle bır seydir ama hıkaye doğruysa yanı bıze lanse edılen, asktan baska hıc bır duygu hıc kımseye bu kadar cabuk bır karar verdırtemez.. Bu kararı verırken etık olmayan seyler yapıp bırılerını ezdılerse, ezmıslerdır.. Sonuclarına katlanıcak olan da yıne onlardır.. Bızım agzımızı acıpta yarın öbürgün basımızıa gelıp gelmıycegını bılmedıgımız bır seyı elestırmeye hakkımız yok..

Fazla bulasma bılmedıgın ıslere halkım.. Anlasılan sen hıc asık olmamıssın.. Ali Taran ve Ayşe Özyılmazel’e mutluluklar diliyorum..

 

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.